|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Usta Mod ![]()
|
ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB
Hz Peygamber'in amcası Künyesi Ebu'l-Fazl Babası Abdulmuttalib, annesi Nuteyle'dir Abbas Rasûlullah'tan bir iki yaş büyüktü![]() Abbas, çocukluğunda kaybolmuştu Annesi onu bulunca Kâbe'nin örtülerini ipeklilerle yenilemişti Rasûlullah çocukken annesi ölünce dedesi Abdulmuttalib'in himayesine geçtikten sonra Abbas'la çocuklukları beraber geçti Gençliğinde Hz Abbas ticaretle uğraşıp, zengin oldu Araplar arasında Kâbe'ye hizmet büyük bir şeref sayılırdı Kâbe hizmetleri Kureyş'in ileri gelenleri arasında bölüşülmüştü Hz Abbas da sikâye* görevini yapıyordu Hac günlerinde Abbas ile kardeşleri Zemzem kuyusundan su çekerek hacılara dağıtırlardı Hz Abbas su dağıtma görevini İslâm'dan sonra da sürdürdü Peygamberimiz Veda Haccı'nda Zemzem kuyusunun başına gelip Hz Abbas'tan su istemiştir![]() Hz Abbas, Peygamberimiz (s a s ) İslâm'ı yaymaya başladığında tarafsız bir tavır takınmıştı Ne iman etmiş, ne de karşı koymuştu Hatta kabul etmemesine rağmen İslâm davetinde Hz Peygamber'e yardımcı olmuştur Medineliler Akabe'de Hz Peygamber'e bey'at ettiklerinde Hz Abbas da orada bulunmuştu Bey'at sırasında Rasûlullah'ın elini tutmuş, Medinelilerle bey'atin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır Hz Abbas, müslüman görünmese de, ticârî ve idârî nüfûzundan Hz Peygamber'i yararlandırmıştır Öte yandan hanımı Ümmü'l Fazl ise, ilk müslümanlardandır Müşrikler Bedir'e giderken zorla Hz Abbas'ı da götürdüler Hz Abbas'ın kerhen müşriklerle Bedir savaşına katılması üzerine Rasûlullah şöyle dedi:"Abbas'a her kim rastgelirse sakın öldürmesin O, müşriklerin zoru ile yurdundan gönülsüz çıkmıştır " Fakat Hz Abbas, Bedir'de esir düştü ve Rasûlullah'ın huzuruna çıkarıldı Rasûlullah ona kendisi, kardeşleri ve müttefiki olan Utbe b Amr için fidye vermesini söyledi O ise yalnız kendisi için yüz, Akil için seksen ukiyye -takriben yedi bin dirhem-altın vermekle yetindi Ötekiler kendi mallarından fidye verip kurtuldular Abbas, fidyeleri verdikten sonra Rasûlullah'a şöyle dedi: "Beni Kureyş'in fakiri dedirtecek hâle koydun Hayatım boyunca ötekine berikine avuç açacak hâle getirdin " Rasûlullah da cevaben: "Peki Ümmü'l-Fazl'e emanet ettiğin mallar ne oldu? Buraya gelirken, 'Şayet kazaya uğrarsam işte bunları oğullarım Fazl, Abdullah ve Kusem için sakla, seni kendimden sonra zengin bırakıyorum' diyerek gösterip gömdüğün altınlar ne oldu?" buyurdu Abbas şaşırdı ve "Vallahi senin Rasûlullah olduğuna şehadet ederim Bunu benden, bir de Ümmü'l- Fazl'dan başka hiçbir kimse bilmiyordu " dedi ve o anda hemen iman etti Daha sonra Hz Abbas Mekke'ye döndü Müslümanlığını gizledi ve Mekke'deki müslümanları korudu; Mekke ve müşriklerle ilgili Peygamberimize haberler yolluyordu Hz Abbas, Mekke'nin fethinden kısa bir süre önce Medine'ye hicret etti Hatta yolda Mekke'yi fethe gelmekte olan Hz Peygamber ile karşılaştığında Rasûlullah ona, "Ben peygamberlerin sonuncusu, sen de muhacirlerin sonuncususun" demiştir Abbas Mekke'nin fethinden sonra Peygamber'in yanında yer aldı; Huneyn'de İslâm ordusu dağılıp çok az kişi kalmışken Abbas, Peygamberimizin atının dizginlerini tutmuş ve çağrısıyla müslümanları çözülmekten kurtararak tekrar toplanmalarını sağlamış ve savaşın kazanılmasına sebep olmuştur Böylelikle onun gür sesi sayesinde büyük bir bozgun önlenmiş oldu ![]() Hz Peygamber, Vedâ Hutbesi'nde, "fâizin her türlüsünün ayağı altında olduğunu ve ilk kaldırdığı fâizin amcası Abbas'a ait olan fâiz borçları olduğunu" söylemiştir Hz Abbas çok zengindi ve faizle borç para veriyor, yani tefecilik yapıyordu; ancak fâizin kaldırılmasından sonra bir daha fâiz alış-verişiyle uğraşmamıştır Bizans seferlerinde müslüman orduların silah ve teçhizatının malı kaynağını da Hz Abbas karşılamıştır![]() Hz Abbas'ı, Rasûlullah'ın vefatı sırasında hilâfet meselesiyle uğraşırken bulmanın anlamı, onun, halifeliğin Hâşimoğullarında kalmasını istediği şeklinde yorumlanabilir Hz Peygamber rahatsızlanınca Hz Abbas, Hz Ali'ye, "Görmüyor musun? Rasûlullah vefât etmek üzeredir Ben Abdulmuttalib oğullarının ölecekleri sırada yüzlerinin ne hâle geldiğini bilirim Haydi Allah Rasûlü'nün yanına gidelim de halifeliği kime bırakacağını soralım Bize bırakırsa bunu bilelim Bizden başkasına bırakıyorsa kendisiyle konuşalım, bize gerekli tavsiyelerde bulunsun" dedi Hz Ali bu teklifi reddederek, "Allah'ın elçisinden bunu sorar da, o başkanlığın bize ait olmadığını söylerse millet bizi hiçbir zaman başkan yapmaz, onun için ben bunu soramam" dedi![]() Hz Âişe'den rivâyete göre, Rasûlullah hastalandığında burnuna burun otu damlatıldı Hz Peygamber ayıldıktan sonra şöyle dedi: "Abbas'tan başka her birinizin burnuna bu ilaç damlatılacaktır " Çünkü Abbas ilaç damlatılırken hazır değildi " Başka bir rivâyete göre, Hz Abbas, Rasûlullah'ın burnuna ilaç damlatmış, Peygamberimiz ayıldığında "İlacı kim damlattı?" demiş; Abbas'ın damlattığı söylendiğinde Rasûlullah (s a s ) Habeşistan'ı işaret ederek, "Bu ilacı kadınlar işte şu memleket tarafından getirdiler Niçin bu ilacı damlattınız?" diye sormuştur Abbas da "Biz senin zatülcenb hastalığına tutulmandan korktuk" demiş Rasûlullah da şu cevabı vermiş: "Allah beni bu hastalıkla cezalandırmaz Amcam hariç olmak üzere evde bulunanların hepsinin burnuna bu ilaç damlatılacaktır "Hz Abbas üç halife zamanında da yaşadı Hicretin otuziki'nci yılında Medine'de seksen sekiz yaşında vefat etti Cenâze namazını Hz Osman kıldırdı 653 yılında öldüğünde arkasında on erkek çocuk ile bir çok kız çocuğu bırakmıştır Hudeybiye barışı sırasında Hz Abbas'la görüşen Hz Peygamber onun baldızı Meymûne ile evlenmişti Hz Abbas'ın soyundan gelenler sonradan Abbâsîler devletini kurdular![]() Rasûlullah, amcası Hz Abbas'a saygı gösterir, onu övücü sözler söylerdi "Abbas bendendir, ben de ondanım " Bir gün sarhoşun biri yakalanmış götürülürken Abbas'ın evine kaçmıştı Tekrar yakalandıktan sonra olay Rasûlullah'a anlatılınca o gülümsemiş ve bir şey söylememişti Rasûlullah, "Abdulmuttalib oğlu Abbas, bu Kureyş'in en cömerdi ve akrabalık bağlarına en saygılısı" demişti Hz Abbas köle azâd etmeyi çok severdi Devlet işlerinde halifeler onun fikrini alırlardı Hz Ömer onu yağmur dualarına alır götürürdü Dürüst, geniş düşünceli, cömert, yardımsever bir sahabeydi Nesli alabildiğine çoğalmıştır Buhârî ve Müslim'de ondan otuzbeş hadis rivayet edilmektedir Hz Abbas Medine'de el-Bakî'* kabristanında medfundur![]()
__________________
|
||||||||||
|
|
|
|
|
#2 (permalink) | ||||||||||
|
Usta Mod ![]()
|
ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB
İkinci halife Hz Ömer (r a )'in oğlu ve mü'minlerin annesi Hz Hafsa'nın ana-baba bir kardeşi, fâkih ve muhaddis sahâbî Ebû Abdurrahman künyesi ile tanınan Abdullah'ın annesi Zeynep bnt Maz'un el-Cümeyhî'dir![]() Abdullah b Ömer'in, peygamberliğin üçüncü yılında doğduğu kaydedildiği gibi onun nübüvvetten bir yıl önce dünyaya geldiği söylenmektedir (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, Kahire 1286, 111, 230)![]() Babasıyla birlikte, küçük yaşta İslâm'a girdi ve yine babası ile birlikte Medine'ye hicret etti Tamamıyla İslâm toplumunda ve İslâm terbiyesiyle yetişti Yaşı küçük olduğu için Bedir ve Uhud gazalarına Hz Peygamber (s a s ) tarafından katılmasına müsâde verilmedi (Buhârî, Megâzi, 6) Ancak onsekiz yaşlarında iken Hendek gazvesine ve daha sonra Hz Peygamber (s a s ) zamanında meydana gelen bütün savaşlara katıldı Mekke fethinde, Mûte savaşında, Tebük seferinde ve Vedâ Hacc'ında bulundu![]() Abdullah b Ömer, İslâm devleti bünyesinde meydana gelen anlaşmazlıklarla ortaya çıkan ve birbirleriyle mücadele eden gruplara karışmadı, tarafsız kaldı ve devlet kadrolarında vazife almadı Zira oğlunu hilâfete aday göstermesini tavsiye eden sahâbelere Hz Ömer: "Bir evden bir kurban yeter" demişti Babasından sonra başa geçecek halifeyi seçmeye görevli olan şûrâ'ya sadece müşâvir olarak katıldı Hz Ömer oğluna şûrâ'ya katılmasını ancak aday olmamasını tavsiye etmişti (İbnü'l-Esîr, el-Kâmilfi'tTarih, 111, 65 vd )Hz Osman (r a ) zamanında, İbn Ömer, devlet işlerine müdahalede bulunmuyordu Bir gün Hz Osman, İbn Ömer'e kadılık yapmasını, müslümanların arasındaki hukukî anlaşmazlıkları hâlletmesini teklif edince özür dileyerek kadılık vazifesini kabul etmemiş, Rasûl-i Ekrem (s a s )'in bir sözünü hatırlatmıştı;- Hz Peygamber (s a s ) buyurmuşlardır ki: "Kadılar üç çeşittir Birincisi câhillerdir Bunların yeri Cehennemdir İkinci zümre âlimleridir, fakat dünyaya meyilleri vardır, ilimleri ile amelleri bir değildir, bunlarda Cehennemliktir Üçüncü zümre ise hem âlim, hem de dünyaya meyli olmayanlardır " (Ebû Dâvud, Akdiye, 2)![]() - Hz Osman, Hz İbn Ömer'e dedi ki:- "Ama, senin baban Hz Peygamber (s a s ) zamanında kaza* işleri ile uğraştı ve kadılık yaptı "- "Evet, doğrudur, fakat babam bir mesele ile karşılaşınca Rasûl-i Ekrem'e müracâat eder, müşküllerini hâlletmede zorluk çekmezdi Çünkü Rasûl-i Ekrem müşkil* bir mesele ile karşılaşınca onun da müşkilini vahiy hâllederdi Şimdi Rasûl-i Ekrem aramızda yok ki problemlerimizi ona götürelim Allah şimdi bizim yardımcımız olsun "Hz Osman da bu hususta Hz İbn Ömer'e fazla ısrarda bulunmadı![]() Hz İbn Ömer, hükümet ve devlet işlerinden uzak kalmasına rağmen hak yolunda cihâd* edip İslâm fetihlerine katıldı Nitekim Hicret'in yirmiyedinci yılında Afrika'da Tunus, Cezayir, Merakeş seferine katılmıştı![]() İbn Ömer Hicret'in otuzuncu senesinde Horasan ve Taberistan fetihlerinde bulundu ve onun Taberistan fethinde bir Dihkan'ı öldürdüğü bilinmektedir Ancak hükümet ve devlet işlerine müdahâle hususunda çok ihtiyatlı davranıp, daima uzak kalmayı tercih etti![]() Hz Osman'ın şehâdetinden sonra ilmî yüceliği, kahramanlığı ve mücahidliği Hz Ömer'in oğlu olması sebebiyle halîfe* olması istendiyse de kabul etmedi Hz Ali tarafında yer aldı Dahilî olaylara karışmadı Sıffin olayından sonra da halifelik tekliflerini reddetti Muâviye zamanında 669 yılında Hz Peygamber'in güvenini kazanmış ve bayraktarlığını yapmış olan Halid b Zeyd Ebu Eyyub el-Ensâri* ile İstanbul surları önlerine kadar gelip, İstanbul'un ilk muhasarasına katıldı Onun devlet bünyesinde ve İslâm toplumunda meydana gelen iç karışıklıklar sırasında temkinli davrandığını görmekteyiz Fakat Sıffin'de Hz Ali'ye muhalefet edenlere ve Abdullah b Zübeyr'i Kâbe'de muhasara edip şehid edenlere karşı savaşmadığına pişman olduğunu bizzat kendisi ifâde etmiştir (İbn AbdülBerr, el-İstiâb, II, 345), Haccac'a karşı savaşmadıysa bile onun zulmünden asla çekinmeden İslâmî ahkâmı çiğnemesine karşı susmayıp onu gerektiğinde sert bir şekilde uyarmıştı Hattâ onun bu gibi uyarılarına kızan Haccac b Yusuf, Abdullah'ı öldürtme yollarını aramıştı![]() Nihâyet hicretin yetmişdördüncü yılında Abdullah b Ömer seksendört veyahut seksen beş yaşında iken vefat ettiği (İbn Sa'd, Tabakat, IV, 187), başka rivâyetlerde de onun seksenaltı yaşında vefat ettiği kaydedilir (İbnü 'l-Esir, Üsd ü 'l-Câbe, I V, 230-23 1 ) ![]() Hac mevsiminde adamın biri ucu zehirli bir mızrak ile Abdullah b Ömer'i ayağından yaraladı Vücûdu zehirlendi Bu zehirlenme vefatına sebep oldu Bir rivâyete göre yukarıda söylediğimiz gibi bu yaralama Haccac b Yusuf'un tertibi idi![]() İbnü'l-Esir'in kaydına göre, Haccac b Yusuf minberde hutbe* okuyordu Hutbe'de Abdullah İbn Zübeyr'e ağır sözler söylemiş ve bazı ithamlarda bulunmuş, onun Kur'ân-ı Kerim'i tahrif ettiği iddiasını ortaya atmıştı İbn Ömer düşünmeden ve çekinmeden Haccac'a bağırıp: "Yalan söylüyorsun, bunu ne İbn Zübeyr yapardı, ne de senin bu işe gücün yeter!![]() ![]() " demişti![]() İbn Ömer'in halkın toplu bulunduğu bir yerde böyle sert konuşmasından Haccac fena halde bozulmuş, ona kin besleyip çok kızmıştı Açıktan açığa ona bir şey yapamayacağından gizlice ve hainlikle intikam almayı düşünmüştü (İbn Hallikân, Vefayatü'l Ayan, II, 242) Ancak İbnü'l-Esir Haccac'ın hutbe meselesini başka türlü anlatmaktadır Ona göre, Haccac hutbeyi çok uzatmış, o kadar uzatmıştı ki, ikindi namazına vakit daralmıştı Bu ara İbn Ömer, "Güneş seni beklemiyor" diye ihtarda bulunmuştu İkinci bir rivâyete göre, İbn Ömer'in onu beklemeyip kıymet vermemesine Haccac'ın canı sıkılmış, firavunluğu tutmuştu Fakat Emevi hükümdarı Abdülmelik b Mervan'ın korkusundan İbn Ömer'e karşı gelemiyordu Bu meselenin iç yüzünün bu şekilde olduğu anlaşılmaktadır Yoksa imkân bulduğu takdirde Haccac, İbn Ömer'i bir an evvel ortadan kaldırmada tereddüt etmezdi (İbnü'lEsir, Üsdü'l-Gâbe, 111, 230)Hac mevsiminde halkın kalabalık bulunduğu bir sırada kim vurduya getirmek için Haccac bu hâdiseyi tertiplemişti Hattâ İbn Ömer hastalandığı sırada Haccac ziyaretine gitmiş suçlunun yakalanıp cezalandırılması meselesi söz konusu olmuştu İbn Ömer o sırada Haccac'a: "Sen silahla Harem-i Şerif'e girilmesine müsâade ettiğin için bu olay meydana geldi Harem-i Şerif'e silahlı girmenin doğru olmadığını biliyordun Bunun önüne geçmiş olsaydın bu hâdise olmazdı" demiş, o da susmuştu (İbn Sa'd, Tabakat, IV, 187 vd )![]() İbn Ömer Medine'de vefat etmeyi arzu ediyordu Zira son günlerde Mekke'de vaziyetin iyi olmadığını sezmişti Cenab-ı Hakk'a dua ediyor: "Allah'ım, beni Mekke'de öldürme!" diye yalvarıyordu Oğlu Sâlim'e şöyle vasiyet etmişti: "Ben Mekke'de ölürsem beni Harem hududu civarında defnet, sen de buradan göçüp git!" İbn Ömer bu vasiyetinden birkaç gün sonra vefat etti![]() Vefatını müteakip vasiyeti* gereğince halk toplandı Haccac da suçluluğunu örtbas etmek için cenaze namazına katıldı Hatta namazını Haccac'ın kıldırdığı bilinmektedir (İbn Sa 'd, Labakat aynı yer) Vefat ettiğinde onbiri erkek onbeş çocuğu vardı![]() Muhit ve aile olarak tamamen İslâmî terbiye ile yetişmesi ve Rasûlullah'ın sohbetlerinde devamlı bulunması ona bizzat hizmet etmekle şereflenmesi, fıtraten üstün hâllere sahip olmasından dolayı zamanının bütün ilimlerinde mâhir ve üstad olmasını sağladı Her konuda çok dikkatli araştırmayı, incelemeyi severdi Sahâbe içinde dünyaya önem vermemesi örnek gösterilirdi Haram ve şüpheli konularda çok titiz davranırdı![]() Kur'ân-ı Kerim'in tefsiri hususunda da sahâbenin ileri gelenlerindendi Bir gün Hz Peygamber, ashâb-ı kirâm'a İbrahim sûresi* Yirmidördüncü âyetinde geçen "ağaç"ın nasıl bir ağaç olduğunu sormuş Hiç kimse cevap verememişti Rasûlullah (s a s ) bunun "hurma ağacı" olduğunu açıklayıp da oradakiler dağılınca Abdullah b Ömer yolda giderken babasına "Rasûli Ekrem'in, ağacın nasıl bir ağaç olduğunu açıklamasından önce hurma ağacı olduğu kalbime doğdu" dedi Babası Ömer, "Peki neden bunu söylemedin?" deyince, Abdullah "Rasûlullah'ın huzurunda sen ve Ebû Bekir dururken konuşmayı uygun görmedim" demişti (İbn Hâcer, Fethu'l-Bârî Şerh Sahihi'l-Buhâri, Mısır 1959, IX, 449) Bu da onun Allah'ın âyetlerine vukûfiyetini gösterir![]() Abdullah b Ömer helâl ve harama ait hadisleri en çok bildiren râvidir Genellikle işittiği hadisleri yanılgıyı azaltmak, unutkanlığı ortadan kaldırmak için devamlı yazardı Gerekmedikçe de hadis rivâyet etmezdi![]() İbn Ömer tefsirde olduğu kadar hadis ilminde de ileri gelenlerden de hadis hâfızları arasında ün kazanmış sahâbîlerdendir Elimizde mevcut hadis kitaplarında İbn Ömer'den ikibinaltıyüzotuz hadis rivâyet olunmuştur![]() Bunlardan yüzaltmışsekiz tanesi Buhârî* ve Müslim* tarafından müştereken rivâyet edilmiştir Buhârî'de seksenbir, Müslim'de de otuzbir; Ahmed b Hanbel'in Müsned'inde iki binondokuz hadis ayrıca naklolunmaktadır![]() İbn Ömer Rasûl-i Ekrem'in sözlerini, fiillerini şevk ve zevk ile izlerdi Ekseriya Rasûl-i Ekrem'in hizmetinde ve huzurunda bulunurdu Bulunmadığı zaman da Rasûl-i Ekrem'in söz ve fiilini huzurda bulunanlardan sorar, tetkik ederdi Bir meselede şüpheye düştüğü, yahut iyi anlamadığı takdirde hemen Rasûl-i Ekrem'e gidip öğrenirdi Bu suretle Rasûl-i Ekrem'in söz ve fiillerine ait hadisleri toplamış, hıfzetmişti ![]() Hadîs-i Şeriflerin ümmet içinde yayılması ve ümmetin evlatlarına öğretilmesi hususunda İbn Ömer'in büyük hizmeti olmuştur Hadisi iyi bilip, iyi tetkik edenlerdendi Bildiğini öğretmekten büyük zevk duyardı Rasûl-i Ekrem'in vefâtından sonra altmış yıl yaşadı Ömrü boyunca Rasûlullah'ın hadislerini İslâm ümmeti arasında yaymakla vakit geçirdi Nitekim elimizde bulunan hadislerin nakil silsilesinin çoğu Abdullah İbn Ömer'e dayanmaktadır![]() İbn Ömer, Medine'de ders halkası oluşturarak hadîs öğretirdi Bundan başka her zaman hac mevsiminde Mekke'de İslâm dünyasının dört bir yanından gelen hacılara Rasûlullah'ın hadislerini öğretme konusunda büyük gayret sarfederdi![]() Çok hadîs bilmesine rağmen büyük titizliğinden çok az rivâyette bulunurdu Abdullah b Ömer'den Nâfi ve İmam Mâlik* b Enes'in rivâyetleriyle gelen hadisler en sağlam rivâyetler olarak değerlendirilmekte ve bu rivâyet zincirine "Altın Zincir" adı verilmektedir Abdullah b Ömer'den hadis öğrenimi görenler arasında başta Abdullah b Abbâs olmak üzere Câbir b Abdullah, Saîd b el-Müseyyeb, Said b Cübeyr, Abdullah b Keysân, Hasan-ı Basrî, Nâfi, Mücâhid, Tâvûs, Enes b Şîrin gibi meşhur muhaddisler ve oğullarından Hamza, Bilâl, Abdullah ve Ubeydullah vardır İbn Ömer bu hadis ilminden dolayı çok hadis rivâyet eden Muksirûn* sahâbeler arasında yer almaktadır![]() Abdullah'ın, muhaddisliğinin yanı sıra fakîh bir sahâbî olduğu da bilinen bir husustur İbn Ömer ömrünü Medine'de geçirmiş ve fıkıh* üzerinde çalışmıştır Medine'nin fıkıh âlimlerinin birçoğu fetvalarında İbn Ömer'in bilgisinden faydalanmışlardır Ehl-i Sünnet'in dört imamından biri olan İmam Mâlik'in fıkhı Abdullah İbn Ömer'in fetvaları ile doludur İmam Mâlik'in dediği gibi, Abdullah b Ömer fıkıh âlimlerinin başında gelenlerdendi Eğer İbn Ömer'in fıkıhtaki fetvaları toplansa büyük bir eser meydana gelir Nitekim, Mısır'lı âlim M Revvâs Kal'acı "Mevsû 'atu Fıkhî Abdullah b Ömer" (Abdullah b Ömer'in Fıkhı Ansiklopedisi) adıyla bir eser vücûda getirmiştir (Beyrût 1986) İslâm fıkıh ulemâsının en ileri gelenlerinin bildirdiklerine göre, İslâmî meselelerde İbn Ömer'in sözleri ile amel etmek yeterlidir![]() Abdullah b Ömer uzun bir ömür sürdüğünden peygamberimizden sonra altmış yıl müddetle fetva* vermiştir Ancak fetva verme konusunda çok ihtiyatlı hareket ederdi Şahsiyet olarak; iyilik etmeyi, sadaka vermeyi, hayır yapmayı, hele köle azad etmeyi çok severdi Sağlam karakterli, iyi ve güzel huylu olup, kötülüklerden kaçınırdı Her yaptığı işi Allah rızası için yapardı Kendi yüzük taşında: "Allah Teâlâ'ya, Allah için hâlis ibâdet etti " ibâresi yazılıydı Dünya malına, dünya zevklerine hiç gönül vermezdi Sahâbe'den Câbir b Abdullah: "Ömer ve oğlu Abdullah'dan başka içimizde dünyaya meyli olmayan kimse yoktur " derdi![]() İlimde imamlığa yükselen muhaddis ve tâbiînin büyüklerinden olan Nâfi, Abdullah b Ömer'in azatlısıdır Nâfi köle iken İbn Ömer onu onbin dirheme satın alıp, "Seni Allah rızası için azat ettim" diyerek kölelikten kurtarmıştır Kölelerinden ibâdet edeni gördükçe hemen onu âzad ederdi "İbadeti göstermelik yaparak âzad olmak isteyenler olursa ne yaparsınız?" diye ona sorulduğunda Abdullah'ın "Hayır için aldanmaktan iyi şey var mıdır?" buyurdukları meşhûrdur İmam Nâfi, Abdullah için: "Her zaman dualarında belirttiği gibi bin köle âzad ettikten sonra vefat etti " demişti Çoğu zaman sırtındaki kaftanını çıkarıp gördüğü bir fakire verirdi![]() Abdullah b Ömer'in evinde misafir* eksik olmazdı Akşam yemeklerini yalnız yediği nadirdir Mutlaka misafiri olur, olmazsa arar bulurdu Kendisi de dostlarının evinde üç günden fazla misafir kalmazdı Evinde en zarûrî ihtiyacını karşılayan eşya bulundururdu Cuma'dan önce mutlaka yıkanır, abdest alır, güzel kokular sürünürdü Her namaz için abdest alır, geceleri çok namaz kılardı![]() Abdullah'ın oğlu Hâlid'in âzad ettiği Ebû Gâlib şöyle anlatır: "Abdullah b Ömer Mekke'ye geldiğinde sık sık bize misâfir olurdu Geceleri teheccüd namazı kılardı Bir gece sabah namazı yaklaştığı zaman bana "Kalkıp namaz kılmayacak mısın? Kur'ân'ın üçte birini de okusan yeter " dedi "Sabah yaklaştı, kısa zamanda Kur'ân'ın üçte birini okuyup yetiştiremem" dedim Bana dönerek: "İhlâs sûresi Kur'ân'ın üçte birine eşittir " dedi![]() İmam Nâfi'in naklettiğine göre, Abdullah b Ömer mûsıkîyi * sevmezdi Teğanni ve saz seslerine kulaklarını tıkardı Bir gün birisi yanına yaklaşarak: "Abdullah, Allah için seni çok seviyorum" dedi Abdullah da: "Ben de Allah için seni hiç sevmiyorum Çünkü sen ezanı teğanni ederek, şarkı söyler gibi okuyorsun" buyurdu![]() Allah'tan başka kimseden korkmazdı Kötülüğe karşı hep iyilikle karşılık verirdi Zeyd b Eslem şu olayı anlatır: "Adamın birisi yolda Abdullah b Ömer'e sövüp saymaya başladı Abdullah evinin kapısına varıncaya kadar onu sabırla dinledikten sonra adam dönerek, "Ben ve kardeşim Âsım kimseye sövmeyiz" dedi![]() Çok az yemek yerdi Hele acıkmayınca hiçbir şey yemezdi Bir gün dostlarından birisi ona hazım kolaylaştırıcı bir ilâç hediye etmek istedi O dostuna şu cevabı verdi: "Ben hiçbir yemekten karnımı doyururcasına yemedim Hazım ilâcına ihtiyacım olacağını zannetmiyorum "Bu kadar tok gözlü olmakla beraber aynı zamanda son derece müstağni bir kişi idi Kimseden bir şey istemezdi Herkes ona hizmet etmek ister, fakat o asla kabul etmezdi![]() Bir ara Abdülaziz b Hârun ona haber gönderip ihtiyaçlarının ne olduğunu bildirmesini istemiş, İbn Ömer onun davranışına karşı şu cevabı vermişti: "Siz, geçimleri size ait olanların, geçimlerini üzerinize almış bulunduğunuz kimselerin ihtiyaçlarını temin ederseniz daha iyi olur " (İbn Sa'd, Tabakat, IV, 174)![]() Ancak İbn Ömer bir şey hediye* edildiğinde onu geri çevirmezdi Nitekim Muhtar mal-ve mülkünün bir çoğunu İbn Ömer'e hediye etmiş, o da kabul eylemişti "Bize hediye edilenleri biz de hediye eder, Hak yolunda dağıtırız " demişti Ve bütün hediyeleri ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştı![]() Bir ara İbn Ömer'in halası Ramle ona ikiyüz dinar altın para göndermişti Emir Muâviye ise bir aralık onun ihtiyaçları için yüz bin dinar yollamıştı Muâviye bu parayı gönderirken İbn Ömer'in Yezîd'e bey'at etmesini de düşünerek buna başvurmuştu İbn Ömer bunu kabul etmemiş, "Benim imanım sizin paranızdan daha değerlidir " demişti (İbn Sa 'd, aynı yerler)![]() Abdullah b Ömer'in yaşayışı her türlü gösterişten uzak idi O bu hususta mükemmel bir örnektir Bir oturuşta binlerce dirhem para dağıtmış olan bir zâtın bütün ev eşyası bir halı veya kilim ve bir de yataktan ibaret idi Bunların bütün kıymeti yüz dirhem tutmazdı![]() Abdullah varlıklı olmakla beraber yaşayışı işte bu kadar sâde idi Cuma günleri hariç, güzel koku kullanmazdı Yalnız cuma günü iyi elbise giyerdi Bir gün Cuma'dan sonra yolculuğa çıkması gerekti Güzel elbiselerini giymişti Bu elbiseyi eve gönderip değiştirdi ve normal elbiselerini giydi![]() İbn Ömer şekil ve şemâli hususunda babası Ömer'e çok benzerdi Uzun boylu ve esmerdi Sakalı ağardığı zaman koyu sarıya boyardı Zira sakalının rengi de koyu sarıydı![]() Ahmed AĞIRAKÇA Abdullah b Ömer'in Bizzat Peygamber Efendimiz'den Duyarak Naklettiği Bazı Hadisler- İnsanoğlu Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmazsa Allah'u Teâlâ ona hiçbir şeyi musallat etmez ![]() - Nasihat olarak ölüm yeter ![]() - İstediğini ye, istediğini giyin İnsanları yanlış yola götüren israf ve tekebbürdür![]() - Sağlığında hastalığın ve hayatında ölümün için tedbir al ![]() Abdullah İbn Ömer (r a ) buyurdu ki:- Ey insan bedeninle dünyada ol, kalbinle âhireti bul ![]() - Hikmet ondur; dokuzu sükût, biri de az konuşmaktır ![]() - Haramdan kaçınmadıkça ibâdetler kabul olunmaz ![]() Ebû Seleme b Abdullah şöyle demiştir: "Abdullah İbn Ömer vefat etti O fazilette babası Ömer'e çok benzerdi Hz Ömer kendisinin benzerlerinin çok olduğu bir zamanda yaşamıştı Fakat Abdullah İbn Ömer ise kendisinin bir benzeri bulunmayan bir dönemde yaşamıştı "
__________________
|
||||||||||
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | ||||||||||
|
Usta Mod ![]()
|
ABDULLAH İBN MES'UD İlk müslümanlardan, muhaddis,* fakîh ve müfessir* sahâbî ![]() Adı Abdullah, künyesi Abdurrahman'dır Babası Mes'ud, annesinin adı Ümm-i Abd'dir Babası hakkında fazla bir bilgi yoktur Onun, Zühreoğullarından Abd b Hâris'in müttefiki olduğu bilinmektedir![]() Abdullah, Mekke'nin fakîh âilelerinden birine mensuptu Gençliğinde Ukbe b Ebi Muayt'ın koyunlarını güderek çobanlık yapmıştır Abdullah b Mes'ud Hz Peygamber ile ilk tanışması ve karşılaşmasını şöyle anlatır: Ben Ukbe b Ebi Muayt'ın koyunlarını güdüyordum Bir gün Rasûlullah (s a s ) ve Hz Ebu Bekir (r a ) yanımdan geçiyorlardı Rasûlullah bana sütümün olup olmadığını sordu Ben de ona çoban olduğumu ve bu koyunların emânet olduklarını söyledim Bunun üzerine Rasûlullah: "Yavrulamamış ve süt vermeyen bir koyunun var mı? Bana gösterir misin?" dedi Ben de koç yüzü görmemiş bir koyun yanaştırdım Rasûlullah koyunun memesini tutup sağmaya başladı Gerçekten yavrulamamış ve sütü olmayan bu koyundan süt sağıp Ebu Bekir'e verdi Hz Ebu Bekir içti; sonra kabı Rasûlullah alıp o da içtikten sonra koyunu saldı " (İbn Sa'd, Tabakat, 111, 150-151)İşte İbn Mes'ud o günden sonra Hz Peygamberin yanından ayrılmadı![]() İslâm'ı kabul edenlerin altıncısıdır O müslüman olduğu zaman Peygamberimiz (s a s ) henüz Erkam'ın evine taşınmamıştı![]() İslâm'ı kabul ettikten sonra hep Kur'ân-ı Kerim ezberlemiştir Kendi ifâdesiyle hıfzettiği yetmiş sûreyi Hz Peygamber (s a s )'in huzurunda okumuştur Sahâbeler arasında hiç kimse bu konuda kendisiyle rekabete girişememiş, daha sonra Abdullah Kur'an'ın tamamını ezberlemiştir![]() İbn Mes'ud, müslüman olduğu sıralarda müslümanlar Hz Peygamber ile açıktan açığa ibâdet edemiyor, istedikleri yerde yüksek sesle Kur'an okuyamıyorlardı Müslümanların böyle bir hareketi, müşriklerin bütün câhilî duygularını kabartır, onları müslümanlara karşı şiddetli ve canice saldırılarda bulunmaya sürüklerdi Bunun içindir ki müslümanlar, bu gibi tehlikelerden sakınmak isterler, müşrikleri aleyhlerinde harekete teşvik ve tahrik edecek hareketlerden kaçınırlardı İşte bu zor günlerde Abdullah İbn Mes'ud, Kâbe'de Kur'ân okumak istemişti Hz Peygamber ve Ashâbı bunun tehlikeli bir hareket olduğunu, özellikle Mekke'de kendisini himaye edecek büyük bir âilenin bulunmadığını, müşriklerin ona karşı pervasızca hareket ederek kendisini işkenceye uğratacaklarını söylemişler, fakat İbn Mes'ud'un iman coşkunluğu bütün bunları geçmiş: "Beni, onların şerrinden Allah korur!" diyerek kalkmış ve Kâbe'ye gitmişti![]() Bu sırada Kureyş müşriklerinin büyükleri toplanmış, Harem'de bir meseleyi görüşüyorlardı Onlar konuşurlarken, yüksek ve güzel bir ses besmele çekmiş ve Kur'ân-ı Kerîm'den Rahman sûresini okumaya başlamıştı Herkes hayret etmiş ve bu cesur adamın kim olduğunu öğrenmek üzere ona yöneldiklerinde İbn Mes'ud olduğunu görmüşlerdi Kureyş'liler kızmış, bu hareketi en şiddetli cezalarla karşılamak istemişlerdi İbn Mes'ud'u kızgın kumlara yatırıp İslâm'ı terketmeye davet ettiler Fakat İbn Mes'ud, bu ezalara zerre kadar önem vermedi Müşrikler de işkencelerinin bir fayda vermeyeceğini anlayarak onu bıraktılar ![]() Abdullah İbn Mes'ud (r a ) Kureyşliler'in bu haince hareketleri yüzünden hastalandı ama içinde yanan iman ateşi zerre kadar sönmemiş, mâneviyatı asla sarsılmamıştı İbn Mes'ud, ilk fırsatta aynı hareketi tekrarlamış; yine Kureyşliler'in toplandıkları yerlerde Allah kelâmını en yüksek sesle okuyup Hz Peygamber'den sonra ilk kez Kâbe'de Kur'ân okuyarak müşriklere İslâm mesajını tebliğ etmişti (İbnü 'I-Esîr, Üsdü '1-Gâbe, I I I, 256-257)![]() Abdullah ibn Mes'ud'un bu imanı ve cesareti müşriklerin ona büyük düşman kesilmesine neden olmuştu Kureyş'in bu tutumu karşısında İbn Mes'ud (r a ) Mekke'yi terketmeye ve hicrete mecbur kaldı ve Habeşistan'a gitmek üzere çöllere düştü Daha sonra Habeşistan'dan Medine'ye hicret ederek Muaz b Cebel'e misâfir oldu![]() Rasûlullah Medine'ye gelince, ona bir yer göstererek Medine'de yerleşmesini sağlamıştı ![]() İbn Mes'ud, bütün büyük savaşlara katılmış ve hepsinde de önemli fedâkârlıklar göstermiştir Bedir savaşında, Ensâr'dan iki genç, İbn Mes'ud'a gelerek, kendilerine Ebu Cehil'i göstermesini istemiş, sonra da küfür ordusunun başını temizlemişlerdi![]() İbn Mes'ud (r a ) Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber gazveleriyle Mekke'nin fethinde Rasûlullah ile birlikte bulundu Huneyn gazvesindeki bozgun esnasında Rasûlullah'ın yanından hiç ayrılmadı Rasûlullah onun bu fedâkârlığını takdir buyurmuştu Abdullah İbn Mes'ud, her gazada, Allah yolunda şehîd olmak gayreti ile savaşan sahâbîlerdendi Ondaki iman kuvveti, onu daima ileriye atıyor, ancak müslümanların zaferi ve müşriklerin yenilgisi gerçekleştikten sonra rahat ediyordu Hz Peygamber'in vefatından sonra kısa bir müddet, inzivaya çekildi Fakat Ömer devrinde yeni fetihlere başlandığı zaman heyecanı yeniden uyanan İbn Mes'ud, cihad için Suriye cephesine gitti![]() Hz Ömer, hicrî yirminci yılda İbn Mes'ud'u, Kûfe kadılığına tayin etti Kadılık görevinin yanı sıra Beytülmâl*'in muhafazası ile ilgilenecek, öte yandan halkın dinî eğitimine de önem verecekti Hz Ömer bununla ilgili olarak Kûfe halkına gönderdiği mektupta şöyle diyordu:"Size Ammâr b Yâsir'i Emir, İbn Mes'ud'u da öğretici olarak gönderiyorum Beytü'l-mâl'ınıza da İbn Mes'ud'u tayin ettim Bunların her ikisi de Bedir ehlindendirler Onları dinleyin ve onlara itaat ediniz İbn Mes'ud'u yanımda alıkoymak istiyordum ama sizi kendime tercih ettim "İbn Mes'ud (r a ), üzerine aldığı bu görevi son derece liyakat ve ehliyet ile yerine getirdi Kûfe, mahsullerinin çokluk ve çeşitliliği, gelirinin genişliğiyle tanınmış bir merkezdi Onun için buranın 'beytü'l-mâl'i önemliydi Çünkü burası, binlerce Mücahidin tahsisâtını karşılıyordu Horasan, Türkistan ve bunlara benzer diğer yerlerde, cihada katılan müslümanlar en uzak cephelerde çarpışan ordular, buradan teçhiz ediliyordu Bu durum, İbn Mes'ud tarafından yürütülen vazifenin ne kadar zor olduğunu göstermeye yeterlidir İbn Mes'ud'un bu kadar mühim bir işi üstlenmesi onun ne kadar hünerli biri olduğunu gösterir![]() Abdullah İbn Mes'ud, aynı zamanda son derece zâhid ve müttakî idi Dünyevî hiçbir zevk onu çekememişti Bundan dolayı onun emin eline verilen bütün vazifeleri en yüksek doğrulukla yerine getirir; beytü'l-mâl'in her şeyini korur ve her şeyi ancak yerine, ehil ve hakkı olana verirdi Bu hususta o kadar itina ederdi ki: Bir defasında Sa'd b Ebi Vakkas ile arasında bir ihtilaf oldu Sa'd, beytü'lmâl'den bir miktar borç para almış, ödeme zamanı geldiğinde borcunu ödemediğini görünce, ona ağır sözler söylemiş ve kalbini kırmıştı![]() İbn Mes'ud altmış yaşındayken hastalandı Bir gece rüyasında Rasûlullah'ı gördü Hz Peygamber onu davet ediyordu![]() İbn Mes'ud'un vefatı yaklaştığı zaman Hz Zübeyr ile oğlu Abdullah yanına gelmişlerdi Hicrî otuzikinci yılda vefat etti Onu Hz Zübeyr ve oğlu teçhiz ve tekfin ettiler Sahih rivâyetlere göre cenaze namazını bizzat Hz Osman kıldırdı Hz Osman b Mazun ise onu kabrine indirdi![]() İbn Mes'ud, İslâm'a girdiği günlerden beri ilimle uğraşmakla kendini göstermişti Rasûlullah ondaki bu ilgi ve şevki sezerek: "Sen, muallim olacak bir gençsin" buyurmuşlardı Gerçekten İbn Mes'ud her ânını ilim tahsili ile geçirmiş, Hz Peygamber (s a s )'in deniz gibi ilminden yararlanmak için fırsatı ganimet bilmişti![]() İbn Mes'ud, Rasûlullah'ın en özel, en mahrem dostlar |