Sahabelerimiz - Sayfa 2 - Keyfi Alem.Net - Alemin En Keyiflisi
Webmaster Resource

Geri git   Keyfi Alem.Net - Alemin En Keyiflisi | Yaşam Keyfi | Din & İslamiyet

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-19-2008, 01:48 PM   #6 (permalink)
Usta Mod
 
YaKaMoZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Nov 2008
Üye No: 4
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 62,287
Konuları: 8992
REP Gücü : 367
REP Puanı : 30495
REP Seviyesi : YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ
Ruh Hali:
Standart

BİLÂL-İ HABEŞÎ



Hz Peygamber'e ilk iman edenlerden biri ve sonradan ona müezzin olan sahabî İslâm tarihinde unutulmaz yeri olan Bilâl-î Habeşî, aslen Habeşlidir Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesi Abdullah'tır

Bilâl, İslâm'ın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b Halef'in kölesiydi İslâm'ın ortaya çıktığı yıllarda bir çok kimse, soy ve soplarının yüksekliğine, şirk toplumu içindeki nüfuzlarına bakarak kavim ve kabîle taassubuna düşmüş, İslâm'a cephe almış ve sapıklıkta kalmışlardı Bilâl b Rebah gibi kimseler de zayıf ve acizliklerine rağmen hak davete uyup şirkten kurtulmuşlardı İşte Bilâl b Rebah (ra) İslâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi

Ümeyye b Halef, kölesi Bilâl'in müslüman olduğunu anladıktan sonra, onu İslâm'dan çevirmek için yapmadığı eziyet ve işkence kalmamıştı Ümeyye, öğlen vakti güneşinin bir yanardağ kesildiği anda, Bilâl'i alır, kızgın kumların üzerine yatırır, sırtına kocaman bir taş koyar ve şöyle derdi: "Muhammed'e küfret; Lat ve Uzza'ya iman et Yoksa onlara iman edinceye kadar böylece kalacaksın"

Bilâl'in kızgın kumlar üzerinde sırtı yanar, göğsü yanar, nefesi tıkanır, bu müthiş işkence altında saatlerce kıvranırdı Fakat dudaklarında daima şu sözler dökülürdü: "Allahu Ahad, Allahu Ahad", Onun bu durumu, müşrikleri bile hayrete düşürürdü (İbn Sa'd, Tabakat, III, 232)

O, geçim için, makam ve mevki için başka ilâhlara sığınmazdı O biliyordu ki hüküm Allah'a aittir, rızık Allah'a aittir Öldürmek ve yaşatmak Allah'ın elindedir Geçici dünyanın çıkarları için put ve tağutları tasdik etmek ve bu arada imandan bir cüz de Allah'a ayırmak iman için yeterli değildir Tam ve kâmil anlamda hükmün, öldürmek ve diriltmenin Allah'a ait olduğunu rızık verenin yalnız Allah olduğunu, Allah'ı bütün sıfatlarıyla tanıyıp ona göre iman etmedikçe ve bu uğurda gelecek sıkıntı ve ezalara katlanmadıkça imanda kemâle ulaşmanın mümkün olmadığını biliyordu Bilâl, rızık ve ölüm korkusu taşımıyordu Yalnız Allah'tan korkuyor ve yalnız ondan ümid ediyordu

İşkence altında kıvranan Bilâl (ra)'a rastgelen Varaka b Nevfel,

"Vallahi ey Bilâl, Allah birdir, Allah birdir " der, sonra da müşriklere dönerek: "Siz onu bu yüzden öldürürseniz, biz onu, kendimize örnek alırız" derdi (İbnü'l-Esir, el-Kâmil Fi't-Târih, II, 66)

Bilâl'in efendileri olan Mekkeli müşrikler onu, çoluk çocuğun oyuncağı yapmışlardı, ona işkence edenlerden biri de Ebu Cehil'di Ama Bilâl'e yapılan işkenceler sırasında gösterdiği sabır ve tahammül hepsini şaşkına çevirirdi Nasıl oluyor da bu derece ağır işkencelere katlanabiliyordu

Ümeyye b Halef'in Bilâl'e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz Ebû Bekir (ra) ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da; "Onun ahlâkını bozan sensin, onu bizden uzaklaştıran senden başkası değildir" demişti Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddık (ra) ona şu cevabı vermişti: "Benim yanımda senin şu kölenden daha güçlü ve kuvvetlisi var Hem de senin dinindendir İstersen onu al ve bunu bana ver" Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz Bilâl'i Hz Ebû Bekir'e verdi Başka bir rivayette Hz Ebu Bekr'in onu yedi ukiyeye satın alıp azat ettiği kaydedilir (İbn Sa'd, Tabakat, III, 232)

Bilâl'i Resulullah'ın yanına götürüp azat etmiş ve Bilâl işkenceden kurtulmuştu Elbette bu Allah'ın bir takdiridir Bilâl Hz Ebû Bekir'e bu sebeple borçlu değildir İki mümin de görevlerini yapmışlar Allah da onlara ecrini vermiştir Hz Ömer şöyle der:

"Efendimiz Ebu Bekir, yine efendimiz Bilâl'i azad etti "(İbnü'l-Esîr, Üsdü'l- Gabe, I, 209)

Bilâl daha sonra diğer ashab ile birlikte Medine'ye hicret etti Orada Sa'd b Hayseme'ye misafir oldu Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik oluşturulunca Bilâl'e de Abdullah b Abdurrahman el-Has'amî kardeş ilân edildiler Bu kardeşlik köklü bir şekilde sürüp gitti Öyle ki Bilâl, Hz Ömer devrinde Şam'da bulunduğu sırada maaş olarak divandan ona ayrılan hissesinden kardeşine de bir hisse veriyordu (İbn Sa'd, Tabakat, III, 234)

Bilâl, Resulullah (sas)'ın müezzini olarak tanınmaktadır Ve sık sıkezanı Bilâl'e okuttururdu Hatta sabah ezanındaki " " (Namaz uykudan hayırlıdır) ibaresini Bilâl ezana eklemiş Resulullah "Bilâl, bu ne güzel söz!" diye onu tasvip etmişti (Avnu'l-Ma'bud, Şerh Ebû Dâvud, III,185; İbn Mâce, Ezan, 1, 3,) Hz Bilâl, Resulullah'ın bütün gazalarına katıldı Bedir gazasında Hz Bilâl, Mekke'de kendisine her türlü eza ve işkenceyi reva gören Ümeyye'yi görmüş ve şöyle bağırmıştı: "İşte küfrün başı!" Bunun üzerine dikkatleri ona çevrilmiş ve müslümanlar derhal onun ve oğlunun etrafını sararak ikisini de öldürmüşlerdi Resul-u Ekrem Mekke'nin fethi ardından Kâbe'ye girerken has müezzini Hz Bilâl'i yanlarında bulundurmuşlardı İbn Ömer, bu vakayı şöyle nakleder ve der ki:

"Resul-u Ekrem, Mekke'nin fethi gününde, Mekke'nin yüksek tarafından bir deve üzerinde geldi Üsame b Zeyd, Bilâl ve Osman b Talha da yanlarındaydılar Resul-u Ekrem Kâbe içinde uzun bir müddet kaldılar, sonra çıktılar Arkasında müminler içeri girmek için birbiriyle yarış etti İlk giren bendim Bilâl, kapının arkasındaydı Bilâl'e Resulullah'ın nerede namaz kıldıklarını sordum, yerini gösterdi Ne var ki Bilâl'e, Allah Resulunun kaç rekat namaz kıldıklarını sormayı unuttum" (Buhârî, Meğâzî, 49)

Resulullah, Kâbe'yi putlardan temizledikten sonra müezzini Bilâl, burada ezan okuyarak, ortalığı tevhîd nameleriyle coşturmuştu (İbn Sa'd, Tabakat, III, 234) Resul-u Ekrem'in vefatı üzerine, ona karşı büyük bir sevgi duyan Hz Bilâl, Medine'de kalmaya dayanamayıp, ayrılmak zorunda kaldı Hz Ebu Bekir, Bilâl'e yanında kalması için ısrar ettiği halde, Hz Bilâl ona şöyle demişti: "Eğer sen beni Allah için azat ettinse bırak istediğim yere gideyim; yok kendi nefsin için azat ettinse beni yanında alıkoy!" Bunun üzerine Hz Ebû Bekir şöyle demişti: "İstediğin yere git!" Resulullah'ın vefatından sonra cihadı, ezana tercih eden Hz Bilâl, Şam'a gitti ve Hz Ebû Bekir devrinde Suriye'de meydana gelen gazalara katıldı (İbn Sa'd, Tabakat III,238)

Hz Ebû Bekir'in vefatından sonra, Hz Ömer devrinde cihat devam etti Hz Bilâl bu cihatlara da katıldı Hz Ömer, hicrî onaltıncı yılda Suriye ve Filistin'e gittiği zaman, Bilâl onu karşılamaya çıkarak Câbiye'ye gelmişti Sonra halifenin maiyetinde Kudüs'e giderek, bu kutsal şehrin teslimi sırasında bulunmuş ve Hz Ömer ile birlikte Kudüs'e girmişti Hz Ömer, burada, Resulullah'ın vefatından beri ezan okumayan Bilâl'den ezan okumasını rica etmiş, Hz Bilâl de halifenin ısrarına dayanamayarak ezan okumuştu Bilâl Tevhîd'in bu üstün yanı olan ezanı okumaya başlar başlamaz, Hz Ömer ve diğer ashab Resulullah (sas) dönemini hatırlayarak, gözlerinin önüne, geçmiş günleri getirip hüngür hüngür ağlamaya başladılar Bilâl'in ezanını dinleyenlerin hepsi, kendilerinden geçmişlerdi Kudüs'ü teslim alma sırasında Hz Ömer'den başka Ebu Ubeyde b el-Cerrâh, Muaz b Cebel, Amr b el-Âs gibi ashabın ileri gelenlerinden bir çok kimse bulunuyordu

Hz Peygamber (sas)'in irtihâlinden sonra Suriye'ye giden Bilâl,

"Havlan" kasabasına yerleşti O burada huzur içinde yaşıyordu Hz Bilâl, Suriye'de bir müddet kaldıktan sonra bir gece rüyasında Hz Peygamber (sas)'i gördü Resulullah ona, şöyle demişti: "Beni ziyaret etmeyecek misin?" Hz Bilâl, uyanır uyanmaz, hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu Medine'ye gece ulaştı Oraya varınca Ravza-i Mutahhara'ya yüzünü sürerek, burada Resul-u Ekrem'le birlikte geçirdiği günlerin hatırasını düşünerek ağladı Bu sırada Hz Hasan ile Hz Hüseyin Bilâl'i görmüş, fecir vaktinde ondan ezan okumasını rica etmişlerdi Bilâl, (ra) onların arzusunu yerine getirerek, Peygamber Mescid'inde ezan okumuştu Bilâl'in sesini duyan Medineliler, İsrafil suruyla uyandırılmış gibi yerlerinden fırlamış ve ezanı dinlemeye başlamışlardı Birinci şehadetten sonra Resulullah'ın risâletini ikrar eden şehadet tekrar okunurken, Hz Peygamber'in kabrinden kalktığını tasavvur ederek evlerinden dışarı fırlamışlardı Bu sabah, bütün Medine'ye, risalet devrini bütün canlılığı ile yaşatan, herkesin hislerini coşturan, bütün müslümanların Resul-u Ekrem'e karşı duydukları sevgiyi canlandıran Bilâl'in sesi idi

Hz Bilâl, hicretin yirminci yılında altmış yaşlarında iken vefat etti Dımaşk'ın Bâbü's-Sağîr tarafına defnolundu (İbn Sa'd, Tabakat, III, 238; İbnü'l-Esir, Üsdü'l-Gabe, I, 209)

Hz Bilâl (ra), vefatı yaklaşınca, ölümün ızdırabını, sevgililerine kavuşmasındaki zevk ile mezcetmiş; ömrünün son anlarında onun hastalığını gören zevcesi, teessüründen "ah ne acı" dedikçe, Bilâl: "Oh! ne tatlı!" diyor ve ekliyordu: "Yarın sevgililerle, Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşacağım" diyordu

Bilâl-i Habeşî, İslâm'ın ahlâkıyla ahlâklanmış, fazîlet ve kemâl sahibi bir sahabî idi Hz Bilâl'in, ilk müslümanlardan olduğunu ve İslâm akîdesi uğrunda en büyük çileyi çekenlerden olduğunu, herkes bilir ve ona son derece sevgi ve hürmet beslerdi Hz Bilâl, bütün vaktini, Resul-u Ekrem'e hizmetle geçirdi O, Resulullah'ın meclislerinde daima hazır bulunurdu Her namazda, her durum ve işte Resulullah'dan ayrılmazdı Hz Peygamber'in hazinedarlığını, Bilâl yapardı Çarşı ve pazardan alınacak her şeyi o tedarik eder, icabında ödünç para alır, Resulullah'ın evinin ihtiyaçlarını sağlar, sonra da müsait zamanlarda o borçları öderdi

Hz Bilâl'in doğruluk ve ahlâkı, İslâm'a bağlılığı bütün çağdaşları tarafından aynı derecede takdir edilmekte ve övülmekteydi Artık o, siyahî bir köle değil, ashab'ın ileri gelenlerinden ve İslâm devletinin yönetiminde söz sahibi olan müminlerden biriydi

Hz Bilâl, uzun boylu, zayıf, ince ve koyu esmerdi Ömrünün sonlarına doğru saçlarının çoğu beyazlaşmıştı (İbn Sa'd, Tabakat, III, 238-239)
__________________




YaKaMoZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-19-2008, 01:48 PM   #7 (permalink)
Usta Mod
 
YaKaMoZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Nov 2008
Üye No: 4
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 62,287
Konuları: 8992
REP Gücü : 367
REP Puanı : 30495
REP Seviyesi : YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ
Ruh Hali:
Standart

CA'FER B EBİ TALİB (?-8/629)



Hz Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in oğlu Ebû Tâlib'in Tâlib, Akîl, Câ'fer ve en küçükleri Hz Ali olmak üzere dört oğlu vardı Hz Câfer, Rasûlullah (sas) daha Erkam'ın evine girip İslâm'ı yaymaya başlamadan önce müslüman olmuş; ikinci Hicret kâfilesine katılarak hanımı Esma binti Üveys ile birlikte Habeşistan'a hicret etmişti (İbn Sad, Tabakât, Beyrut, 1376/1957, IV, 34; İbn Abdilber, el-İstiâb, Kahire (t-y), I, 242)

Habeş muhacirlerinin sayısı sekseniki erkek ve on kadına ulaştı Daha sonra bunlardan otuzdokuz kadarı, bazı Kureyş büyüklerinin İslâm'a girdiği haberi üzerine Mekke'ye geri döndü Fakat bu haberin asılsızlığı ortaya çıkınca, bazıları gizlice bazıları da Mekkeli müşrik akrabalarının himayesi altında, Mekke'ye girebildiler (İbn İshak, es-Sîre, Mısır 1355/1936, II, 3-10)

Kureyş müşrikleri, muhacirleri Habeşistan'dan geri çevirmek üzere Abdullah b Ebi Rabîa ile Amr b el-Âs'ı değerli hediyelerle Habeşistan'a gönderdiler Elçiler Habeş Necâşîsi nezdinde müslümanları kötüleyince, Câ'fer b Ebi Talib müslümanların temsilcisi olarak konuştu ve müşriklere üç soru sorulmasını istedi:

1) Biz Kureyş'in köleleri miyiz? 2) Mekke'de bir cinayet mi işledik ki, zorla iade edilmemizi istiyorlar? 3) Mekke'de mal gasbettik de, üzerimizde başkalarının hakları mı vardır?

Kureyş elçileri bütün bu sorulara olumsuz cevap verdiler Ancak, puta tapmayı bırakıp İslâm dinine girmelerinin suç olduğunu bildirdiler Bunun üzerine Necaşî, Câ'fer'e İslâm dini ile ilgili sorular sordu Hz Câ'fer, İslâm'ın getirdiği iman, ahlâk ve fazilet esaslarından söz etti Necaşî'nin isteği üzerine Meryem Suresi'nin* baş tarafından okumaya başladı Ankebut* ve Rûm* surelerini de okudu Bu sırada Necaşî'nin gözlerinden yaşlar akıyordu İstek devam edince, Hz Câfer Kehf* sûresini okudu Necaşî, kendisini tutamayarak "Vallahi, bu aynı kandilden fışkıran bir nûrdur ki, Mûsa da, İsa da aynı mesajla gelmiştir" dedi Hz Muhammed'in bir peygamber olduğuna kanaat getirdi Bunu açıkladı ve Müslümanları himaye etti (İbn İshak, es-Sîre, I, 356-362; Ahmet b Hanbel, H no:1740, 4400; İbnû'l Esir el-Kâmil, Mısır 1301, II, 37-38; İbn Haldun, Tarih, Mısır 1355/1936, II, 178; İbn Kayyim, Zâdü'l Meâd, Mısır (ty), I, 301 )

Câ'fer b Ebi Tâlib ve arkadaşları hicretin yedinci yılında Habeşistan'dan Medine'ye döndüler Bu sırada Hz Peygamber Hayber gazvesinde bulunuyordu Hayber ganimetlerinden Habeşistan'dan gelenlere de pay verildi (Buhârî, Sahîh, İstanbul 1329, V, 80; Müslim, Sahîh, (Nşr M F Abdülbâki), 1375/1956, IV, 1946)

Hz Câ'fer, Hicret'in sekizinci yılında vuku bulan Mute gazvesine katıldı ve orada şehit düştü Mûte, Şam'a yakın bir köy olup, halkı Gassanîlerden ve Rumlar'dan oluşuyordu Hz Peygamber, Hâris b Umeyr'i Şam'a, Gassânî hükümdarına elçi olarak göndermişti Mûte'den geçerken, vali Şurahbil b Amr tarafından yakalandı ve Hz Muhammed'in elçisi olduğu anlaşılınca da şehit edildi Hz Peygamber olaya çok üzüldü Düşmana karşı bir ordu hazırlanmasını istedi Üç bin kişilik bir ordu hazırlandı Allah Rasûlü öğle namazından sonra, orduya Zeyd b Hârise'yi komutan tayin ettiğini o şehit olursa yerine Câ'fer b Ebi Tâlib'in, o da şehit olursa yerine Abdullah b Revâha'nın geçmesini bildirdi (İbn Sa'd, Tabakât, II, 128; İbn İshak, es-Sîre, IV, 15) Düşman hristiyan Arap ve Rumlardan oluşan büyük bir ordu toplamıştı Ebû Hüreyre şöyle der: "Mute savaşında ben de bulundum Müşrikleri gördüğümüz zaman onların sayı, silâh, at, atlas, ipek, altın vb bakımından bizimle karşılaştırılamayacak, karşılarında durulamıyacak derecede olduklarını gördük Gözüm kamaştı Çarpışma başlayınca, baş kumandan Zeyd b Hârise, Hz Peygamber'in sancağını elinde tutarak ilerledi Vücudu Rumlar'ın mızraklarıyla delik deşik oluncaya kadar çarpıştı ve sonunda şehit oldu" (İbn İshak, es-Sire, IV,19- 20; İbnü'l Esir, el-Kâmil, II, 236)

Zeyd b Hârise şehit düşünce, Câ'fer b Ebi Talib sancağı aldı Zırhını giyerek atına bindi Düşmanın ortalarına kadar ilerledi Kurtulamayacağını anlayınca, önce attan inerek, atını düşmanın yararlanamaması için saf dışı etti O düşmanla çarpışırken, "Cennet de, ona yaklaşmak da ne güzeldir Onun şerbetleri tatlı ve soğuktur" diye mırıldanıyordu Bu sırada düşman tarafından vurulup, bir eli kesildi Sancağı diğer eline aldı O da vurulup kesilince, sancağı koltuğunun altına kıstırdı Aldığı yaralarla yere düştü ve şehit oldu" (İbn İshak, es-Sîre, IV, 20; İbn Sa'd, Tabakât, IV, 38; Buhârî, Sahîh, V, 87)

Abdullah b Ömer der ki: "Câ'fer b Ebi Tâlib'i şehitler arasında aradık Bedeninde doksandan fazla mızrak, ok ve kılıç yarası bulduk" (İbn Sa'd Tabakât, IV, 38; Buhârî, Sahih, V, 87) Hz Cafer'in iki kolunun da kesilmesi üzerine, şehadetinden sonra Rasûlullah ona Cennet'te iki kanat takıldığını haber vererek şöyle buyurmuştur: "Câfer'i, Cennet'te meleklerle birlikte uçarken gördüm" (Tirmizî, Menâkıb, 69) Bundan sonra, kuş gibi kanatlanıp Cennet'te uçtuğu hadisle sabit olan Câ'fer'e "çok uçan Câfer" anlamında "Câfer-i Tayyâr" lâkabı verilmiştir
__________________




YaKaMoZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-19-2008, 01:48 PM   #8 (permalink)
Usta Mod
 
YaKaMoZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Nov 2008
Üye No: 4
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 62,287
Konuları: 8992
REP Gücü : 367
REP Puanı : 30495
REP Seviyesi : YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ
Ruh Hali:
Standart

EBÛ DÜCÂNE



Hicretten önce İslâm'a giren Ensâr'ın kahramanlarından meşhur sahâbî Asıl adı Sammak olup, Hazrec'in Saideoğulları kabilesine mensuptur

Hz Peygamber hicretin birinci yılında Muhâcirler ile Ensâr arasında "kardeşlik" tesis ettiğinde, Ebû Dücâne de Muhâcirlerden Utbe b Gazvan ile kardeşlik oluşturmuştur Ebû Dücâne, Ensâr'ın ve İslâm askerlerinin en cesur savaşçılarındandır Uhud savaşında Rasûlullah, üzerinde "korkaklıkta utanç, ileri gitmekte şeref var, kişi korkaklıkla kaderden kurtulamaz" yazılı bir kılıcı eline alarak, "bu kılıcın hakkını kim verir?" diye sormuş, Ebû Dücâne de kılıcı alarak savaşmıştır Başını kırmızı bir sargı ile saran Ebû Dücâne, düşman saflarını yararak Ebû Süfyan'ın karısı Hind'in yanına kadar Ulaşıp, onu yalnız başına yakalamış fakat "Rasûlullah'ın kılıcı ile yalnız bir kadının başını kesmek bana lâyık değildir" diye tekrar geriye dönmüştür Savaşın kızıştığı ve Rasûlullah'ın öldürüldüğü söylentileri çıkarılarak müslüman ordusunun moralinin bozulduğu sırada Rasûlullah'ın çevresini, Ebû Bekir, Ömer, Ali, Abdurrahman, Sa'd, Zübeyr, Talha, Ebû Ubeyde ve Ebû Dücâne kuşatmışlardı Ebû Dücâne, Rasûlullah (sas)'in üzerine kapanarak düşman oklarına ve taşlarına karşı kendisini siper etmiş, yaralanmıştır Müşriklerden Asım ve Ma'bed'i öldüren odur (Vakidi, Meğazî, s63)

Uhud gazvesinin büyük kahramanlarından biri olarak, Ebû Dücâne'den bahsedilir Bu savaşta elinde birkaç tane kılıcın kırıldığı; savaş meydanında mağrur olarak yürüdüğü sırada ashabdan bazılarının onun bu hareketine itiraz etmelerine Rasûlullah'ın, "Allah yolunda cihad eden bir adamın cihadıyla övünmesine karışılmaması''nı söylediği rivâyet edilir (İbnü'l-Esir, Üsdü'l-Gâbe, V, 148)

Nadiroğulları seferinden sonra ele geçirilen ganimetlerden Ebû Dücâne de payını almıştır (İbn Sa'd Tabakat, II, 353) Siyer yazarları Rasûlullah'ın gazvelerinde onun seçkin bir yeri bulunduğundan söz etmişlerdir Bütün savaşlarda korkusuzca öne alıp çarpışmasıyla İslâm ordusuna büyük bir cesaret örneği olmuş, askerleri savaşa teşvik ederek moral kazanmalarını sağlamıştır İrtidat edenlere karşı girişilen Yemame savaşında da yalancı peygamber Müseylime'nin mağlup edilmesinde onun bu kahramanlığının büyük etkisi olmuş (Üsdü'l-Gâbe, II, 353), nihâyet Ebû Dücâne Ridde savaşlarında şehid düşmüştür

Ebû Dücâne Rasûlullah'ın yakın ashâbından birisi olmasına rağmen kendisinden hiç hadis rivâyet edilmemiştir Bunun en önemli sebebi, onun Rasûlullah'tan hemen sonra şehid olmasıdır Bu sahâbînin (ra) Hz Peygamber'e itâati ve imanının sağlamlığı onu en yüksek mertebelerden birine, şehidliğe götürmüştür Bu sebeple o İslâm'î hareketin büyük mücâhidleri arasında bir sembol olmuştur Tarihçiler onun şu mısrasını nakletmişlerdir:

"Ben, sevgili peygamber ile ahde girmiş bir kimseyim,

Hurma korulukları yakınında tepenin eteğinde olduğumuz zaman"

(İbn Hişâm, es-Sîre s563: Taberî, s1425-1426)
__________________




YaKaMoZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-19-2008, 01:48 PM   #9 (permalink)
Usta Mod
 
YaKaMoZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Nov 2008
Üye No: 4
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 62,287
Konuları: 8992
REP Gücü : 367
REP Puanı : 30495
REP Seviyesi : YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ
Ruh Hali:
Standart

EBU'D-DERDÂ



Rasûlullah (sas)'in, Kur'ân, fıkıh ve hadis ilimlerinde önde gelen ashâbından biri Asıl adı Uveymir'dir Hazrec kabilesine mensuptur Hicrî ikinci yılda müslüman oldu Vâkıdî'nin naklettiğine göre, Ebû'd-Derdâ ailesi içinde en son müslüman olandır Onun örtüyle örttüğü bir putu vardı Kendisini İslâm'a dâvet eden dostu İbn Revâha bir gün putunu o evde yokken parçaladı ve gitti Ebû'd-Derdâ eve gelince önce çok kızmış, sonra şöyle demiştir: "Eğer putta bir hüner olsaydı, kendini koruyabilecekti " Ve sonra Peygamber efendimize giderek müslüman oldu (Hâkim, el-Müstedrek, III, 336)

Ebû'd-Derdâ önceleri ticaretle uğraşırken müslüman olduktan sonra kendini tamamen zühd ve ibâdete vermiştir Şam fakihi diye meşhurdur Kendisi bunu anlatırken şöyle der: "Peygamber efendimiz risâletle geldikten sonra hem ticaret, hem ibadet yapmak istedim Fakat ikisinin bir arada olamayacağını anlayınca, ticareti bırakıp ibadete yöneldim"

İslâm'a girişinden önce meydana gelen Bedir gazasında bulunmayan Ebû'd-Derdâ, Uhud'da büyük fedakârlık ve şecâat gösterdi Bu gazadan sonra Rasûlullah (sas)'in bütün gazalarında bulundu Ebû'd-Derdâ'nın kardeşliği Selmân-ı Fârisî'dir Ebû'd-Derdâ, Rasûlullah'ın vefâtından sonra Hz Ömer'in ona ısrarla bir görev vermek istemesine rağmen o "Bana müsaade et, gidip halka Rasûlullah'ın sünnetini öğreteyim, onlara namaz kıldırayım" demiş, Hz Ömer de ona müsaade etmişti Hz Ömer daha sonraları Şam'ı ziyaretinde Şam valisi Yezid b Ebî Süfyân, Amr b el-As, Ebû Musa el-Eş'ari'yi teftiş ettiğinde bu zatların kapılarının kilitli olduğunu, odalarının ipekle kaplı bulunduğunu, huzurlarına girenlerin kim olduklarını sorduklarını, müreffeh yaşadıklarını görmüş; Ebû'd-Derdâ'ya gittiğinde ise onun kapısında kilit bulunmadığı, odasında ışık olmadığı, elbisesi hafif, soğuktan muzdarip, gelenin selâmını alan, kim olduğunu sormadan içeri kabul eden, altında bir keçe parçası bulunan bir durumda görmüştü Hz Ömer, Ebû'd-Derdâ'ya, "Ben seni Medine'de hoş tutmadım mı?" deyince o, Rasûlullah'tan duyduğu şu hadisi hatırlatmıştır: "Sizin dünyadan metâmız bir yolcunun azığı kadar olsun " (Kenzü'l-Ummâl, I 78) Kendisine misafirliğe gelen arkadaşları, yatak yerine yerde yatıp da şikâyet ettiklerinde şöyle demiştir: "Bizim bir başka evimiz var ki, hepimiz orada toplanacağız" (Sıfatü's-Safve, I, 263)

Hz Ömer, Bedir'de bulunmamasına rağmen -çünkü o sırada müslüman olmamıştı- Ebû'd-Derdâ'ya da Bedir gazası tahsisatı bağlamıştır Hz Osman -veya Ömer- zamanında Ebû'd-Derdâ Şam kadılığına getirilmiş ve hicretin 32 yılında vefât etmiştir

Bütün ömrünü takvâ içinde geçiren Ebû'd-Derdâ'nın güzel yüzlü, esmer, sakalını boyayan, başına takke geçirip üzerine sarık saran bir zat olduğu zikredilmiştir

Ebû'd-Derdâ fıkıh ve hadis ilimlerinde ileri gelenlerden idi Rasûlullah'tan bütün öğrendiklerini, bütün duyduklarını, anladıklarını müslümanlara öğretmeye çalışmıştır Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlemiş ve mescidde her gün Kur'ân dersi vermiştir Şam'da yüzlerce hâfız yetiştirmiştir Zevcesi Ümmü'd-Derdâ es-Suğrâ, Kur'ân kırâatinde sözü geçen tâbiîndendir Ebû'd-Derda'nın, tefsir ilminin gelişmesinde de emeği vardır Rasûlullah'a bir gün, "Onlar ki, iman ettiler ve takvâ üzere bulundular; onlara bu dünya hayatında müjde vardır'' (Yunus, 10/64) âyet-i kerimesindeki "büşrâ''dan, yani "müjde"den maksat nedir? diye sormuş, Rasûlullah da, "Bundan murad sâlih rüyadır" buyurmuştur (Ebu Davûd ed-Tayâlîsî, Müsned, 131)

Ebû'd-Derdâ, Rasûlullah (sas)'den birçok hadis rivâyet etmiştir Ondan hadis öğrenenler arasında Enes b Mâlik, Abdullah b Ömer, Abdullah b Abbâs, Ümmi'd-Derdâ gibi râviler bulunmaktadır Tâbiin'in meşhur zatlarından Saîd b el-Müseyyeb, Alkame, Kays, Cübeyr b Nadir, Zeyd b Vehb, Muhammed b Sırın vb onun talebeleridir Ebû'd-Derdâ yetmiş dokuz kadar hadis rivâyet etmiştir Bunlardan en önemlileri şöyledir:

''Bir insan ilim kazanmak için bir yola girerse, Cenâb-ı Hak ona cennete doğru bir yol açar Melekler ilim peşinde koşanlardan hoşnut oldukları için kanatlarını onun altına gererler İlim sahipleri için yerdekiler ve göktekiler mağfiret niyaz ederler Peygamberlerin vârisleri âlimlerdir" (Ahmed b Hanbel, Müsned, V 128)

Bir gün Rasûlullah Cuma hutbesinde âyet okurken, Ebû'd-Derdâ yanında bulunan Ubey b Kâ'b'a, "Bu ayet ne zaman nâzil oldu?" diye sormuş Übey cevap vermemiş; hutbe bittikten sonra, "Cuma'nı şu boş sözünle iptal ettin" demiştir Ebû'd-Derdâ, Hz Peygamber'e giderek onun bu sözünü aktardığında Rasûlullah (sas) şöyle demiştir:

"Übey doğru söyledi İmam hutbede konuşurken sözünü bitirinceye kadar sus ve onu dinle" (Müsned, V 190)

"Rasûl-i Ekrem her hadis söyledikçe tebessüm ederdi"

"Kıyâmet günü insanın mizânında en ağır basan şey iyi ahlâktır, yani güzel huydur"

"Size namazdan, oruçtan, sadakadan, faziletçe bir derece yüksek birşey söyleyeyim mi? İnsanların arasını barıştırmak"

Ebû'd-Derdâ fıkıhta reyine başvurulan bir fakihti Şam'da bulunduğu sırada Kûfe'den ve başka yerlerden gelenler onun görüşlerine başvururlardı Zikir konusunda da hadisler rivâyet etmiştir:

"Her namazdan sonra otuz üç defa tesbih, otuz üç defa tahmid, otuz üç defa tekbir getir" (Müsned, V, 1 96)

"Ezansız-namazsız köylerde oturma; böyle bir köyde oturmaktansa şehirde kal" (Müsned, VI, 145)

Rasûlullah (sas)'in ashâbı arasındaki karşılıklı saygı ve yardımlaşmayı İslâm ümmeti için bir örnek olarak ifade eden bir hadisi Ebû'd-Derdâ zikretmiştir Bu hadiste Hz Ebû Bekir ile Hz Ömer arasındaki bir münâkaşada Ömer'e haksızlık eden Ebû Bekir'in sonradan pişman olarak Ömer'e gittiği; ancak Ömer'in onu affetmediği ve Ebû Bekir'in Rasûlullah'ın huzuruna çıktığı; arkasından da Ömer'in huzura girdiği; bu esnada Rasûlullah'ın Ebû Bekir'i dinledikten sonra Ömer'e dönüp itab etmesinden korkan Ebû Bekir'in, münâkaşada kendisinin ileri gittiğini öne sürmesi üzerine Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Allah beni size peygamber göndermişti Bunu size tebliğ ettiğimde hepiniz beni yalanlamıştınız da Ebû Bekir inanmış, uğrumda canını, malını, fedâ etmişti Şimdi ashâbım, siz dostumu bu nisbetiyle ve bu husûsiyetiyle bana bırakırsınız değil mi?" Ebû'd-Derdâ o günden sonra hiç kimsenin Ebû Bekir'i incitmediğini nakletmektedir (Sahih-i Buhâri Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercümesi, IX, 333-334)

Ebû'd-Derdâ hastalandığı bir sırada arkadaşları yanına gelerek "Ey Ebû'd-Derdâ, nerenden şikayetçisin?" demişler; Ebû'd-Derdâ, "Günahlarımdan" diye cevap vermiş; "Canın birşey istemiyor mu?" sorusuna, "Canım Cennet istiyor" demiş; "Sana bakmak için bir hekim çağırmayalım mı?" diyen arkadaşlarına şöyle demiştir: "Esasında beni yatağa düşüren hekimdir" (El-Hilye, I, 218; et-Tabakat, VII, 118) Hizâm b Hakım, Ebû'd-Derdâ'nın şöyle dediğini nakleder:

"Eğer öldükten sonra neler göreceğinizi bilseydiniz, iştahla ne bir yemek yiyebilir, ne bir şey içebilir ve ne de gölgelenmek için bir eve girebilirdiniz Hep avlularda oturup göğsünüze vurur ve hâliniz için ağlardınız Vallahi isterdim ki ben kesilen ve meyvesi yenen bir ağaç olaydım" (El-Hilye, I, 216)

"Bir saatlik düşünce ve tefekkür bir gece sabaha kadar ibâdet etmekten iyidir" (et-Tabakat VII, 392) diyen Ebû'd-Derdâ sevinç ve bollukta Allah'ı unutmaz; insanlara, konuşmayı nasıl öğreniyorlarsa, konuşmamayı da öyle öğrenmelerini, gereken yerlerde susmanın büyük bir ilim olduğunu, insanların cennete veya cehenneme dillerinin söylediklerinden götürüldüklerini öğütlerdi

Ebû Nuaym'dan Heysemî'nin Sâbit el-Bünânı'den naklettiğine göre, Ebû'd-Derdâ Selmân el-Farisi'ye Leysoğulları kabilesinden bir kız istemek üzere gitmiş, Selmân'ın üstünlüğünü anlatmıştı Kızın babası, kızını Selmân'a veremeyeceğini, fakat Ebu'd-Derdâ isterse ona vereceğini söyleyince, Ebû'd-Derdâ o kızla evlenmiştir Daha sonra bunu Selmân'a utanarak naklettiğinde Selmân ona, "Senden çok ben utanmalıyım Zira Allah bu kızı sana nasib etmişken ben ona talib oldum" demiştir İşte ashâbın birbirlerine karşı olan olgun davranışları böyleydi

İlim hakkında Ebû'd-Derdâ şöyle demiştir: "İlim ancak arayıp öğrenmekle olur İlim için sabah çıkıp akşam dönmenin cihad olmadığını sanan kimsenin aklı eksiktir" (Câmi'ül-Beyani'l-İlim, I, 31, 32, 100)
__________________




YaKaMoZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-19-2008, 01:49 PM   #10 (permalink)
Usta Mod
 
YaKaMoZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Nov 2008
Üye No: 4
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 62,287
Konuları: 8992
REP Gücü : 367
REP Puanı : 30495
REP Seviyesi : YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ YaKaMoZ
Ruh Hali:
Standart

EBÛ HUREYRE



Çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbî

Adı, Abdurrahman b Sahr; künyesi, Ebû Hureyre'dir Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi Hz Peygamber onu, Abdurrahman (bazı rivâyetlere göre Abdullah, hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandırdı (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, ty, III, 507) Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindiğini kendisi şöyle açıklamıştır: "Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayı Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü'l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32) Hayber gazvesi sıralarında Yemen'den Medine'ye gelip müslüman olmuştur (H 7/M 629) (ez-Zehebî, age, aynı yer) O tarihten itibaren Hz Peygamber'in vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir sahâbîsi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır Hizmet süresi yaklaşık dört yılı buluyordu (İbn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113)

Hz Peygamber'in misafirperverliği ve cömertliği sayesinde yaşayan Ebû Hureyre, Rasûlullah (sas)'ın mescidinde sadece ibadet ve ilimle meşgul olan Ehl-i Suffe'nin en ileri gelen siması idi Hz Peygamber'i büyük bir muhabbetle sevmiş, onun sünnetine uygun olarak yaşamış ve manevî yüce mertebelere erişmiştir (İbn Kesir, age, VIII, 108, 110)

İffet sahibiydi, eli açık ve cömertti